Istırabın Üç Kökünü Açıkça Görün
Açgözlülük, yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz şeyleri aramakla aynı değildir. Yeterince şeye sahip olsak bile ancak daha fazlasını edinerek güvende olabileceğimize inanan ve kazandıklarını yitirmemek için insanlara ve koşullara tutunan zihindir. Ne kadar sıkı kavrarsak kaybetmekten o kadar çok korkarız; işler istediğimiz gibi gitmediğinde de öfke gelir.
Öfke de yalnızca rahatsızlık hissetmek ya da haksızlığı fark etmekle aynı değildir. Zararlı davranışı durdurmak ve açık sınırlar koymak gerekir. Ancak kendimizi yalnızca birinden nefret ederek koruyabileceğimize inandığımızda ya da tek bir öfke patlaması gözümüzde bir insanın bütününü düşmana dönüştürdüğünde, öfke daha da büyük bir ıstırabın koşulu olur.
Yanılsama yalnızca az bilgi sahibi olmak demek değildir. Her şeyin değiştiğini ve başka koşullara bağlı olarak ortaya çıktığını, bugünkü seçimlerimizin de sonrasını şekillendirdiğini göremeyen cehalettir. Açgözlülüğe kapıldığımızda doyumun ne kadar kısa sürdüğünü gözden kaçırırız; öfkeyle sarsıldığımızda ise söz ve davranışlarımızın bırakabileceği yaraları göremeyiz.
Üç zehir birbirinden ayrı işlemez. Daha fazlasını edinme isteğimiz engellendiğinde öfke doğar; öfke doğduğunda durumu açıkça göremeyiz; ne kadar az görürsek o kadar yeniden tutunup başkalarını suçlarız. Bu nedenle uygulama, yüzeye çıkan tek bir duyguyu bastırmak değildir. Bu zinciri fark etmek ve bir sonraki halkayı erdemli bir eyleme çevirmektir.
Cömertlik, açgözlülüğe karşı koyan uygulamadır. Yalnızca maddi şeyleri paylaşmak değil; zamanı, alanı, ilgiyi ya da takdiri tekeline almamak da cömertliktir. İmkânlarımız dâhilinde bir şey sunduğumuzda, ona “benim” diyen bağlılık biraz gevşer.
Şefkat, öfkeyi koşulsuz biçimde içine atmak ya da yanlış davranışa izin vermek değildir. Hem kendimizin hem de karşımızdaki kişinin ıstıraptan kurtulmasını dilemektir: zararlı davranışı durdururken nefret yoluyla yeni bir zarar yaratmamaktır. Şefkatin gücü, gerekli mesafeyi korurken söz ve davranışlarımızın zalimleşmesine izin vermemekte yatar.
Bilgelik yanılsamayı aydınlatır. Ortaya çıkan bir zihin hâlini kimliğimizin bütünü sanmaz; onun hangi koşullardan doğduğunu ve hangi sonuçlara götürebileceğini inceler. Açgözlülük doğduğunda, zaten yeterli olanı fark edin. Öfke doğduğunda önce nefesi ve bedeni yatıştırın, sonra olguyu yorumdan ayırın. Nedenleri ve sonuçları böyle görmek bize seçim yapacak alan açar.
Nirvananın peşinden, bir başka özel mülkmüş gibi gidilemez. Bugün bulunduğumuz yerde açgözlülük, öfke ve yanılsamanın gücünü yavaş yavaş azaltıp cömertlik, şefkat ve bilgeliği eyleme döktükçe zihin daha az sürüklenir ve daha özgür olur. Uygulama, üç zehrin hiç doğmadığı biriymiş gibi davranmak değildir. Onların doğuşunu fark edip yeniden erdemli olana yönelen istikrarlı bir yaşamdır.
Açgözlülük, öfke ve yanılsama birbirinden ayrı işlemez; birbirini besleyip ıstırap yaratır. Ne kadar sıkı kavrarsak hayat istediğimiz gibi gitmediğinde öfke o kadar artar; öfkeyle sarsıldığımızda nedenleri ve sonuçları açıkça görmek zorlaşır. Açgözlülüğü cömertlikle, öfkeyi şefkatle, yanılsamayı bilgelikle karşılayın ve bir sonraki halkayı erdemli olana çevirin.