Yüksek bir uyanış bile adım adım olgunlaşır.
Yüksek bir dağa tırmanırken birden koşamayız. Yükseklik arttıkça nefes değişir ve vücut yeni yüksekliğe uyum sağlamak zorunda kalır. Dizler veya sırt zayıfsa öncelikle bakıma ihtiyaçları vardır. Vücudu alçaktan çalıştırıyoruz ve her aşamada dinleniyoruz. Eğer dağı hafife alır ve hızla yukarıya doğru çıkarsak, yol tam anlamıyla yürünemeden beden yorulur.
Uygulama benzerdir. Belli bir anda zihnin yönünü açıkça görebiliriz. Ancak onu bir kez görmek, eski alışkanlıkların ve tereddütlerin bir anda ortadan kalkacağı anlamına gelmez. Çünkü bunu gördük, daha da dikkatli yürümemiz gerekiyor. Artık nereye gideceğimizi bildiğimize göre, bu yolu beden ve zihinle öğrenmek için zamana ihtiyacımız var.
Ani uyanış ve kademeli uygulama olarak adlandırılan öğreti, bu uygulama düzenini göstermektedir. Uyanış yönünü aniden görsek bile, günlük yaşamda sarsılmaması için onu kademeli olarak cilalama süreci vardır. Nasıl ki zirvenin nerede olduğunu bilen kişi dikkatsizce tırmanmıyorsa, uygulayıcı da “aklını gördüm” düşüncesinde kalmamalı, bunu hayatta adım adım teyit etmelidir.
Yüksek bir dağ bizi alçakgönüllü yapar. Sümeru Dağı'nı veya kutsal bir dağı düşündüğümüzde tırmanmayı istemenin yeterli olmadığını biliriz. Hazırlık, düzen, nefes alma ve dinlenme gereklidir. Uygulama aynı. Zihin sallandığında nefesimizi tekrar sabitleriz. Arzu öne geçtiğinde bir adım yavaşlarız. Bildiklerimizin hayatta uygulanması ve olgunlaştırılması gerekir.
Fiziksel olarak tırmanamadığımız bir dağ bile zihin yolu pratiğine dönüşebilir. Beden oraya gidemese bile zihin sallandığında dünyanın sarsıldığını, zihin hareketsiz kaldığında ise dağ gibi hareket etmediğini öğrenebiliriz. Sonuçta önemli olan zirveyi konuşmak değil, bugünkü adımı nasıl bir akılla attığımdır.
Tıpkı yüksek bir dağa tek nefeste tırmanılamayacağı gibi, zihin pratiği de sırf yönü gördük diye bitmez. Uyanış yönünü görmüşsek günlük yaşamda o yolu öğrenmemiz, her sarsıldığımızda nefesimizi sabit tutmamız, adım adım tırmanmamız gerekir.